***
Geçen hafta içinde Sabah Gazetesi TV yazarı Yüksel Altuğ dizilerdeki çarpık aile ilişkilerine ve aşkların aile içinde yaşanması örneklerine dikkati çeken bir okuyucu mektubu yayınladı.. “Lale Devri filminde ölmüş ablasının eşinden çocuk sahibi olma, Yer Gök Aşk filminde yengesinin babası ile aşk yaşama, Bir Çocuk Sevdim dizisinde kardeşinin kayınpederi ile aşk yaşama, İffet dizisinde üvey annesinin eski sevgilisi ile aşk yaşama, Aşk-ı Memnu’da amcasının genç eşi ile aşk…” gibi ancak midesi geniş insanların rahat seyredeceği diziler çokça seyrediliyor, Türkiye'de..Aile kültürüne ve bütünlüğüne bu dizilerin neden zarar verdiği Amerika'da bile ciddi araştırma konusu olmuşken bizde ve dizilerin seyredildiği Türki Cumhuriyetlerle Arap ülkelerinde gözden kaçırılması çok acıdır ve acı olduğu kadar da düşündürücüdür!..Amerika'da bile aile değerlerinin ve sosyal duyguların güçlendirilmesi gerektiği noktasına gelinmişken bizim gibi İslam ülkelerinde kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmaması gerçekten çok acıdır..Artık şöhret, servet, aşk, eğlence ve makam sevgisinin sadece bireysel egolara yönelik olduğu biliniyor. Bunlar somut zevklerdir ve somut zevk tutkulularının yalnızlaştığı ve mutsuz olduğu anlaşıldı..Eğer bu duygulara karşı insan harekete geçmezse, bu duygular insana karşı harekete geçiyor, o kişiyi büyülüyor ve esir alıyor. Psikolojide bir kural vardır; somut zevkler anlık mutluluk verir, gerçek mutluluk toplam mutluluktur. Yani bütün hayatında yaşadığı “iyi hissettiği günlerin daha çok olduğu” yaşam biçimi gerçek mutluluktur..Bu duyguların büyüsüne kapılmadan doğru durabilmek günümüz dünyasında çok zorlaştı. “Nasıl yaşarsam mutlu olurum” sorusuna kolay bir cevap yok anlayacağınız..İnsan eğer yüksek ideallere sahipse, somut zevklerin insanı test eden ve imtihan eden engeller ve tuzaklar olduğunu görebilir..En iyi ve en güzel şeylerin en yakınımızdaki şeyler olduğu ve bunları doya doya yaşamanın zevkini almayı çoğu kez kaçırdığımızı artık keşfetmeliyiz..Biraz da başkalarının mutluluğundan daha çok kendi mutluluğumuz için çalşırsak sanırım bu dediğim şeye ulaşabiliriz..Soluduğumuz hava, gözlerimizdeki pırıltı, doğru yaşamanın bize kazandırdığı iç huzuru, sahip olduğumuz küçük şeylerden zevk alabilme duygusu, hayal gücümüzü çalıştırarak zihnimizi eğiterek yüksek hedeflerimiz için çalışmak, sıradan ve rutin işleri zevkle yapabilme yeteneği, eş ve yakınlarımızla mutlu olmanın yollarını bulmak, en önemli konular olmalıydı hayatımızda.. Çoğu zaman insan en dibe vurduğunda kişiliğinin en güçlü yönü ile karşılaşır.. Aksilikler içinde görünmeyen lütufları görerek bedeni acı çekerken ruhu keyif alabilir. O halde hayatımızdaki olaylar bizi değil, biz olayları kontrol etmeliyiz. Bunun için zevk tuzaklarına hazırlıklı olmalıyız. Hayatta dibe vurmadan önce “masa, kasa, nisa” zevklerinin doruklarına çıkabilir sonra da tepe taklak gidebiliriz.. 24 MART 2012 CUMARTESİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder