4.06.2015

‘ONLARIN MİZACI BAL GİBİYDİ, BALIN DA HASI GİBİYDİ’!..



Bu yazıyı tertemiz hatıralarına her zaman,
Daha doğrusu internette okuduğum günden bu yana,
bana bahşettikleri öğretiyle yazıyorum müsaadenizle..
Necdet Aköz (Pantoloncu Necdet) ve Hasan Arslan (Kürt Hasan) amcalarımız Milli Görüş davasının iki direği,
iki gönüldaşı olarak pek çok gence öğretmenlik, himayedarlık etmiş güzel insanlardır...
Her ikisi de rahmetli oldular..
Yine abartısız pek çok gencin rüyalarına geliyorlar,
yeşil çimenler,
gümrah çayırlar üzerinde yürürlerken gördüklerini anlatıyorlar...
Allah’ın rahmeti,
Efendimizin şefaati tutsun kuşatsın hepsini de...
                                                            ***
Onları bizler ve sonradan gelenler için güzel birer örnek,
aziz bir yoldaş eyleyen sır neydi acaba?!.
Bizim çevremizde söylenen tabiriyle;
‘’onların mizacı bal gibiydi, balın da hası gibiydi’’..
İşin özü ve özeti buydu işte!..

1969’da başlayan Bağımsızlar Hareketinden son nefeslerine kadar,
Milli Görüş’ün gönül erleriydi onlar..
‘’Erbakan Hocamız geliyor,
onu yalnız bırakmayalım’’ demiş birisi,
ütüyü tahtada bıraktığı gibi fırlayıp gitmiş Pantoloncu Necdet,
bu onun Milli Görüş peşinde koşarken yaktığı ilk dükkandır...
Vapurda, otobüste, minibüste;
Şimdiki saygısız ve bu konuda cahil bırakılmış gençlere ders verircesine herkese yer veren birisi ilerlemiş yaşına rağmen,
ayakta dimdik asilce duruyor,
gençlerden tanıyanlar selam verip eline öpmeye eğilince, kibarca ellerini geri çekip başlarını okşuyordu kuzuları sever gibi...
Öyle biri işte..
Balın hası gibi biri..  
                                                     ***
Milli Görüş,
ilk bakışta Türkiye için bir siyasi teklif olsa da, onların nazarında Türkiye’mizi aşarak tüm İslam coğrafyalarını kuşatan,
hatta dünya ahiret sorumluluğumuzu ifade eden bambaşka uhrevi bir mefkureydi..
Dünyadaki Müslümanlar,
kardeşlerimizdi..
AK Partiye gönül vermelerinden başka bir günahları olmayanlara “mücahid” yerine “müteahhit” diyen,
Kendini bilmezlere tağmen kardeşlerimizdi!..
Filistin ve Mescid-i Aksa sevgisi ile başörtülü bir kızın okulundan atılmasına karşı çıkarkenki itirazları,
aynı denize dökülen iki nehir gibi akardı kalplerinde...
Mısır’daki Hasan el Benna ile Pakistan’daki Muhammed İkbal,
Bosna’daki Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç ile Konya’daki Necmettin Erbakan,
onların kalbindeki geniş atlasta birlikte parlayıp yanardı...
İslami Hareket onların nazarında kesintili, kırpıntılı,
pasaportlu,
vizeli bir şey değildi,
nerede İslam nerede Müslüman varsa,
onlar hem gönülleri hem bedenleri ile maddi manevi tüm imkanları hatta imkansızlıkları ile oradaydılar hep...
Biz onlardan böyle gördük, böyle öğrendik... Kapılarından kimsecikleri çevirmediler,
ellerinde avuçlarında ne varsa hep verdiler hep verdiler...
Sevdiklerinden verdiler.
                                                            ***
Nedir ki sevdiğinden vermek?!.
Hakiki iyilik mertebesidir o,
Birr’dir..
Hiçbir karşılık beklemeden hatta bir teşekkürü bile ummadan,
vermek,
hep vermek...
Vefayı,
tebessümü,
hal hatırı bile beklemeden aşk haliyle vermek ve ikram etmek...
Bir adım bile öne çıkmadan,
hiçbir şeye talip olmadan,
sırtını,
omuzlarını bir köprü gibi üzerinden geçenlere hazır tutmak...
Onları bizim velilerimiz kılan sır sanırım bu halleri,
ebrardan oluşlarıydı...
Bir gün hareketin dünyevileştiğinden dert yanıyor arkadaşlarımızdan biri Kürt Hasan’ın kızı Nigar ile,
insanlara rehavet çöktüğünden,
liyakata dair hatalar yapıldığından,
tembellikten,
aymazlıktan şikayet ediyorlar hararetle,
yan odadan yüksek sesle onları uyarmış;
“Davaya küsülmez,
davaya küsene küsülür,
insanız eksiğiz aceleciyiz,
insana bakıp da davaya mı küsülürmüş,
sakın nefsiniz sizi kandırmasın,
hesabı Hesap Sahibine bırakın,
Adildir O,
lakin siz yine de Rahmetine sığının”
dedikten sonra gürül gürül gülmüştü onlara...
“Yahu ne gördünüz de küsüyorsunuz be!”
                                                            ***
Çok zorlu günler geçirdik..
Kapkaranlık 28 Şubatlar,
gözaltılar,
tutuklamalar,
işten çıkartmalar,
bir dilim ekmeğe muhtaç edilmeler,
üst üste kapatılan partilerimiz,
kapısına kilit vurulan derneklerimiz,
vakıflarımız,
itilip kakılan annelerimiz,
kollarına kelepçe vurulan çocuklarımız...
Ağır bombardıman altında yaralanmış savaş gemilerinden son anda çıkartılan filikalar vardır hani..
İçlerinden çıkardıkları genç öncüleri filikalara tahliye ettikten sonra gemiyi beklemeye devam edenler gibiymiş Pantoloncu Necdet de Kürt Hasan da...
O filika,
AK Parti’yi kurdu sonra..
Necdet ve Hasan Amcalarsa,
Erbakan Hoca’yı hiç bırakmadıkları halde,
onun talebesi olan,
rahle-i tedrisatından geçmiş Tayyip Erdoğan’ı da asla terk etmemiş kimselerdi..
Terkedenler gibi olmadılar asla..
                                                            ***
Cennetmekan Necmettin Erbakan Hocamız, İslami Hareketin cesur bir paratoneri gibi tüm yıldırımları üzerine çekerken,
mefkureyi devam ettirip geliştirecek talebelerine alan ve zaman açan çok önemli bir sosyolojiyi kurdu..
İsrail’e ‘’One minute’’ dediği için dünya muktedirlerinin cezalandırma yarışına girdiği bir Cumhurbaşkanımız var bugün elhamdülillah... Somali’den Açe’ye,
Gazze’den Arakan’a mazlum coğrafyaların hakkını hukukunu arayan bir Cumhurbaşkanımız var şükürler olsun...
Onun onurlu ve dik duruşunu yok etmek isteyen dünya muktedirleri var bir de...
Hasan el Benna’nın talebelerinden Mısır devlet başkanı Mursi’yi idam sehpasına hazırlayanlar da aynı muktedirler...
Bosna’yı kana bulayıp,
Gazze’nin beynine her gün bomba yağdıranlar da aynı haramilerdir...
Şimdi Milli Görüşçülere düşen vazife nedir?  
Kalplerindeki İslami Hareket ajandasına hikmetle bakmak..
Begoviç yaşasaydı,
Ahmet Yasin,
Hasan Benna,
İkbal,
Kutub,
Mehmet Akif,
Malcolm X hayatta olsalardı...
Ne yaparlardı...
İslam’ın,
Müslüman’ın,
Mazlumun yanında dururlardı..
Öyleyse biz de duracağız kardeşim..
Tüm Milli Görüşçüleri sıkı durmaya çağırıyoruz.. Türkiye ve İslam aleyhine birleşmiş dünya muktedirlerine karşı Tayyip Erdoğan’ın yanındayız...04 HAZİRAN 2015 PERŞEMBE

Hiç yorum yok:

Blog Arşivi

Etiketler