Bu yazıyı tertemiz hatıralarına her zaman,
Daha doğrusu internette okuduğum günden bu
yana,
bana bahşettikleri öğretiyle yazıyorum
müsaadenizle..
Necdet Aköz (Pantoloncu Necdet) ve Hasan
Arslan (Kürt Hasan) amcalarımız Milli Görüş davasının iki direği,
iki gönüldaşı olarak pek çok gence
öğretmenlik, himayedarlık etmiş güzel insanlardır...
Her ikisi de rahmetli oldular..
Yine abartısız pek çok gencin rüyalarına
geliyorlar,
yeşil çimenler,
gümrah çayırlar üzerinde yürürlerken
gördüklerini anlatıyorlar...
Allah’ın rahmeti,
Efendimizin şefaati tutsun kuşatsın hepsini
de...
***
Onları bizler ve sonradan gelenler için
güzel birer örnek,
aziz bir yoldaş eyleyen sır neydi acaba?!.
Bizim çevremizde söylenen tabiriyle;
‘’onların mizacı bal gibiydi, balın da hası
gibiydi’’..
İşin özü ve özeti buydu işte!..
1969’da başlayan Bağımsızlar Hareketinden
son nefeslerine kadar,
Milli Görüş’ün gönül erleriydi onlar..
‘’Erbakan Hocamız geliyor,
onu yalnız bırakmayalım’’ demiş birisi,
ütüyü tahtada bıraktığı gibi fırlayıp
gitmiş Pantoloncu Necdet,
bu onun Milli Görüş peşinde koşarken
yaktığı ilk dükkandır...
Vapurda, otobüste, minibüste;
Şimdiki saygısız ve bu konuda cahil
bırakılmış gençlere ders verircesine herkese yer veren birisi ilerlemiş yaşına
rağmen,
ayakta dimdik asilce duruyor,
gençlerden tanıyanlar selam verip eline
öpmeye eğilince, kibarca ellerini geri çekip başlarını okşuyordu kuzuları sever
gibi...
Öyle biri işte..
Balın hası gibi biri..
***
Milli Görüş,
ilk bakışta Türkiye için bir siyasi teklif
olsa da, onların nazarında Türkiye’mizi aşarak tüm İslam coğrafyalarını
kuşatan,
hatta dünya ahiret sorumluluğumuzu ifade
eden bambaşka uhrevi bir mefkureydi..
Dünyadaki Müslümanlar,
kardeşlerimizdi..
AK Partiye gönül vermelerinden başka bir
günahları olmayanlara “mücahid” yerine “müteahhit” diyen,
Kendini bilmezlere tağmen
kardeşlerimizdi!..
Filistin ve Mescid-i Aksa sevgisi ile
başörtülü bir kızın okulundan atılmasına karşı çıkarkenki itirazları,
aynı denize dökülen iki nehir gibi akardı
kalplerinde...
Mısır’daki Hasan el Benna ile Pakistan’daki
Muhammed İkbal,
Bosna’daki Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç
ile Konya’daki Necmettin Erbakan,
onların kalbindeki geniş atlasta birlikte
parlayıp yanardı...
İslami Hareket onların nazarında kesintili,
kırpıntılı,
pasaportlu,
vizeli bir şey değildi,
nerede İslam nerede Müslüman varsa,
onlar hem gönülleri hem bedenleri ile maddi
manevi tüm imkanları hatta imkansızlıkları ile oradaydılar hep...
Biz onlardan böyle gördük, böyle
öğrendik... Kapılarından kimsecikleri çevirmediler,
ellerinde avuçlarında ne varsa hep verdiler
hep verdiler...
Sevdiklerinden verdiler.
***
Nedir ki sevdiğinden vermek?!.
Hakiki iyilik mertebesidir o,
Birr’dir..
Hiçbir karşılık beklemeden hatta bir
teşekkürü bile ummadan,
vermek,
hep vermek...
Vefayı,
tebessümü,
hal hatırı bile beklemeden aşk haliyle
vermek ve ikram etmek...
Bir adım bile öne çıkmadan,
hiçbir şeye talip olmadan,
sırtını,
omuzlarını bir köprü gibi üzerinden
geçenlere hazır tutmak...
Onları bizim velilerimiz kılan sır sanırım
bu halleri,
ebrardan oluşlarıydı...
Bir gün hareketin dünyevileştiğinden dert
yanıyor arkadaşlarımızdan biri Kürt Hasan’ın kızı Nigar ile,
insanlara rehavet çöktüğünden,
liyakata dair hatalar yapıldığından,
tembellikten,
aymazlıktan şikayet ediyorlar hararetle,
yan odadan yüksek sesle onları uyarmış;
“Davaya küsülmez,
davaya küsene küsülür,
insanız eksiğiz aceleciyiz,
insana bakıp da davaya mı küsülürmüş,
sakın nefsiniz sizi kandırmasın,
hesabı Hesap Sahibine bırakın,
Adildir O,
lakin siz yine de Rahmetine sığının”
dedikten sonra gürül gürül gülmüştü onlara...
“Yahu ne gördünüz de küsüyorsunuz be!”
***
Çok zorlu günler geçirdik..
Kapkaranlık 28 Şubatlar,
gözaltılar,
tutuklamalar,
işten çıkartmalar,
bir dilim ekmeğe muhtaç edilmeler,
üst üste kapatılan partilerimiz,
kapısına kilit vurulan derneklerimiz,
vakıflarımız,
itilip kakılan annelerimiz,
kollarına kelepçe vurulan çocuklarımız...
Ağır bombardıman altında yaralanmış savaş
gemilerinden son anda çıkartılan filikalar vardır hani..
İçlerinden çıkardıkları genç öncüleri
filikalara tahliye ettikten sonra gemiyi beklemeye devam edenler gibiymiş
Pantoloncu Necdet de Kürt Hasan da...
O filika,
AK Parti’yi kurdu sonra..
Necdet ve Hasan Amcalarsa,
Erbakan Hoca’yı hiç bırakmadıkları halde,
onun talebesi olan,
rahle-i tedrisatından geçmiş Tayyip
Erdoğan’ı da asla terk etmemiş kimselerdi..
Terkedenler gibi olmadılar asla..
***
Cennetmekan Necmettin Erbakan Hocamız,
İslami Hareketin cesur bir paratoneri gibi tüm yıldırımları üzerine çekerken,
mefkureyi devam ettirip geliştirecek
talebelerine alan ve zaman açan çok önemli bir sosyolojiyi kurdu..
İsrail’e ‘’One minute’’ dediği için dünya
muktedirlerinin cezalandırma yarışına girdiği bir Cumhurbaşkanımız var bugün
elhamdülillah... Somali’den Açe’ye,
Gazze’den Arakan’a mazlum coğrafyaların
hakkını hukukunu arayan bir Cumhurbaşkanımız var şükürler olsun...
Onun onurlu ve dik duruşunu yok etmek
isteyen dünya muktedirleri var bir de...
Hasan el Benna’nın talebelerinden Mısır
devlet başkanı Mursi’yi idam sehpasına hazırlayanlar da aynı muktedirler...
Bosna’yı kana bulayıp,
Gazze’nin beynine her gün bomba yağdıranlar
da aynı haramilerdir...
Şimdi Milli Görüşçülere düşen vazife
nedir?
Kalplerindeki İslami Hareket ajandasına
hikmetle bakmak..
Begoviç yaşasaydı,
Ahmet Yasin,
Hasan Benna,
İkbal,
Kutub,
Mehmet Akif,
Malcolm X hayatta olsalardı...
Ne yaparlardı...
İslam’ın,
Müslüman’ın,
Mazlumun yanında dururlardı..
Öyleyse biz de duracağız kardeşim..
Tüm Milli Görüşçüleri sıkı durmaya
çağırıyoruz.. Türkiye ve İslam aleyhine birleşmiş dünya muktedirlerine karşı
Tayyip Erdoğan’ın yanındayız...04 HAZİRAN 2015 PERŞEMBE


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder