AK Parti taraftarı olmaktan utanan
üniversiteli kardeşlerle alakalı yazımda geçen bir ifade, Saadet Partili
dostları sinirlendirmiş..
“Bize nasıl Amerikancı dersin?” diye
soruyorlar.. Ben öyle bir şey demedim gerçi..
ABD,
İsrail ve bilumum Siyonist-emperyalist
çevrelerin Erdoğan’a diş bileyip AK Parti’nin güç kaybetmesi için yanıp
tutuştuklarını anlatırken, “ABD,
İsrail,
İngiltere,
Fransa …ya başka bir partiye -isterse
Saadet Partisi olsun- oy vererek veya hiç oy kullanmayarak AK Parti’yi karınca
kararınca zayıflatmanızı bekliyor” dedim..
“İsterse Saadet Partisi olsun”
cümlesindeki
“isterse” ile
“Saadet Partisi”
arasında gizli ama Türkçe’mizin mantığına
vakıf olanlar için aşikar bir ifade var..
O ifadeyi de kullanarak cümleyi bir daha
yazalım: ‘İsterse BATI ALEYHTARI Saadet Partisi olsun.’ Tamam mı şimdi?!.
***
Saadet Partisi elbette antiemperyalist bir
partidir ve bugün iktidar namzeti olsaydı uluslararası sistemin ağaları onu
zayıflatmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlardı..
Gelgelelim bugün için Saadet Partisi
-istediği kadar antiemperyalist olsun- emperyalizme karşı aktif bir tehdit
oluşturmuyor ve emperyalistlerin nazarında AK Parti potansiyelinden üç-beş oy
tırtıklama ihtimalinden başka bir mana ifade etmiyor..
Saadet Partililer bu noktada şöyle bir
itirazda bulunacaklardır:
“Siyonistlerden üstün cesaret madalyası
alan BOP Eş Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve BOP’çu, NATO’cu, AB’ci AKP’yi
emperyalistler zayıflatmak ister mi hiç?
Zerre kadar kıymet-i harbiyesi olmayan
‘anakronik’
bir ezber..
Saadet Partililer AK Parti’ye ilişkin
söylemlerini 2002 senesinden beri hiç değiştirmeden tekrar edip dururken
Erdoğan ve AK Parti’nin bu zaman zarfındaki seyrüseferini ıskalamış
olabilirler,
ama kamuoyu neyin ne olduğunu ve nereden
gelip nereye gittiğini gördüğü için Saadet Partisi’nin çizdiği korkunç
“AKP”
tablosuna neredeyse hiç itibar etmiyor..
İtibar edenler az da olsa var ve ben de bu
yazıyı onları Saadet Partisi’nden AK Parti’ye yönlendirmek için yazıyorum zaten
(Yanlış okumadınız. Açık açık konuşuyorum.)
AK Parti bidayette
“Medeniyetin kıyısında kalmamak için Avrupa
Birliği’ne üye olmanın gereği”
nden bahseden,
“Kahrolsun Amerika sloganının eskidiği”ni
ileri süren,
“Dini ve bölgesel birliklerin çağa aykırı”
lığından dem vuran bir partiydi,
evet..
Erdoğan ve arkadaşları,
28 Şubat darbesinden mütevellit kaygılarla
Batı’ya zihinsel olarak iltica etmişlerdi..
AK Parti’nin söylemleri,
Batı’ya iltica söylemleriydi..
25-30 yaşın altındaki Saadet Partililer pek
bilmez, daha yaşlı olanlar da hatırlamamayı tercih ederler,
ama o çizgi yüzde yüz Fazilet Partisi
çizgisiydi!. Kapatılan Refah Partisi’nin yerine kurulan Fazilet Partisi,
Avrupa Birliği’nin Milli Görüş’e ne kadar
uygun olduğunu anlatıyordu (Fazilet Partisi yöneticilerinden bir ağabeyimiz
kendisiyle yapmaya çalıştığım bir mülakatta böyle konuşunca itiraz etmiştim,
o da bunun üzerine sinirlenip mülâkatı yarıda
kesmişti)..
Partinin genel başkanı Brüksel’de NATO
yetkilileriyle görüşüp
“NATO’nun İslam’la bir derdinin olmadığı”
mesajını veriyordu..
Milli Gençlik Vakfı’nın dergisinde Oya
Akgönenç, Amerika Birleşik Devletleri’ni bir nevi Medinetülfazîla gibi anlatıyordu..
Liberal yazarları İslamcılara kanaat önderi
olarak tayin etme geleneği ise daha Refah Partisi döneminde bizzat Erbakan
Hoca’nın idaresi altında başlamıştı..
AK Parti işte böyle bir atmosferde doğdu ve
Fazilet Partisi’nin
‘ideolojisini’
iktidara taşıdı..
O sahayı AK Parti doldurunca,
Fazilet Partisi’nin devamı olan Saadet
Partisi ister istemez eski söylemlerine döndü..
Bu bir reaksiyondu ve Saadet Partisi’nin AK
Parti’ye muhalefetinin yegâne motivasyon kaynağı da zaten reaksiyonerlik olacaktı..
***
‘Ne yaparsa yapsın,
isterse Milli Görüş’le mütenasip adımlar
atsın, AKP’ye her halukârda karşı çıkılacak!’
Bu
‘şiar’,
Saadet Partisi’nin varoluş sebebidir adeta..
***
Bidayetteki AK Parti’den geriye ne kaldı?.
Neredeyse hiçbir şey..
Avrupa Birliği’ni medeniyetin yegâne adresi
gibi görme/gösterme hastalığı gitti,
Avrupa Birliği’ni barbarlıkla suçlayıp
İslam Medeniyeti’nin ihyasına yönelme tavrı geldi. BOP’çuluk gitti,
Ortadoğu’da İhvan-ı Müslimin ve türevleri
(Hamas,
Nahda ve saire)
ile ABD ve İsrail’e rağmen dayanışma geldi..
Siyonistlerden ödül almayı
“realpolitik”
heyecanı içinde matah birşey
zannetme aymazlığı gitti,
“One Minute!”
şuuru geldi..
Köprünün altından akan onca suya rağmen
hâlâ “BOP’çu Erdoğan!.
Siyonistlerden üstün cesaret madalyası alan
Erdoğan!.
NATO’cu,
AB’ci AKP”
retoriğini ısrarla sürdüren Saadet
Partisi’nin ya realiteyle ciddi bir irtibat sorunu var veya bu parti milleti
aptal yerine koyuyor..
***
“BOP’çu Erdoğan”mış!.
Yahu,
tanımıyor musunuz Erdoğan’ı?
“Ben bu BOP’u da dinimiz ve milletimiz için
tepe tepe kullanırım evelallah”
diyecek karakterde bir adam olduğunu
bilmiyor musunuz?.
Kaldı ki BOP mu kaldı?.
Emperyalist medya organlarının
‘Yoldaş bellediğimiz Erdoğan gizli ajandası
olan bir Osmanlı çıktı’
mealinde yorumlarla dolup taştığını Milli
Gazete yazmıyor olabilir,
ama durum budur..
***
Saadet Partili kardeşlerim,
ey!.
Başbakanlığı döneminde Erbakan Hoca’nın
bile içine sindirmek mecburiyetinde kaldığı İsrail-Türkiye askeri işbirliğine
nokta koyan,
Konya semalarındaki İsrail jetlerini ve
Bolu Dağı’ndaki İsrail komandolarını def eden, Akdeniz’deki Türkiye-İsrail
müşterek deniz tatbikatı geleneğini tarihin çöp tenekesine atan, Milli
İstihbarat Teşkilatı’nı İsrail’in nüfuz alanından çıkaran,
Netanyahu’ları çıldırtan Erdoğan ve AK
Parti, takdirinizi hak etmiyor mu?.
Erbakan Hoca’nın yerli otomobil,
yerli uçak,
yerli tank hayallerini gerçekleştirme
yolunda hayli mesafe kat eden Erdoğan ve AK Parti,
takdirinizi hak etmiyor mu sizin?!.
Hamas’ı ve İhvan-ı Müslimin’i yedi düvele
karşı savunan Erdoğan ve AK Parti,
takdirinizi hak etmiyor mu sizin?!.
***
Raşid Gannuşi’den Aliyaİzzetbegoviç’e,
Halid Meşal’den İhvan liderliğine,
Erbakan Hoca’nın
‘Bunlarla yoldaş olun’
dediği herkesle yoldaşlık eden ve hepsinin
takdirini kazanan Erdoğan ve AK Parti, takdirinizi hak etmiyor mu sizin?!.
Partinizin düzenlediği uluslararası toplantılara
Kahire yahut Üsküp’ten gelip katılan İslamcı siyasetçiler,
akademisyenler,
sivil toplum temsilcileri
“Erdoğan ve AK Parti’ye Maşaallah”
dediklerinde onları böyle düşünmekten vazgeçirmek için bin dereden su getirme
zahmetine daha ne kadar ve ne adına katlanacaksınız, Allah aşkına?!.
“İcma-i Ümmet”in haricine düştünüz,
orada yapayalnızsınız;
“BOP’çu Erdoğan”
motivasyonuyla kendinizi nereye kadar
avutabilirsiniz ki?!.
***
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet
Davutoğlu,
Milli Görüş’ün hedeflerini
gerçekleştirirken Saadet Partisi’nden muhalefet gördüklerini söylüyor,
ideallerimize karşı olan çevrelerin
aralarındaki bütün farklılıkları aşarak birleşebildiklerine ve fakat dava
arkadaşı olduğumuz / olmamız gerektiği halde bizim birleşemediğimize dikkat
çekiyor;
yüreğinize,
vicdanınıza hiç mi dokunmuyor bu?!.
AK Parti’nin hakperest bir muhalefete
şiddetle ihtiyacı var,
ama siz hakperestçe muhalefet etmiyorsunuz
AK Parti’ye..
Hakperestlik,
iyi ve doğru olan davranışları takdir
etmeyi gerektirir,
ama sizler AK Parti bizzat Erbakan Hoca’nın
vazettiği işleri yaptığında bile
“Allah razı olsun”
demeye yanaşmıyorsunuz..
Belli konularda AK Parti’yle yan yana
gelebilmeniz gerekirken inadınız ve gururunuz buna mani oluyor diyelim
(sakın ‘ilkeli duruş’ filan demeyin şimdi);
kardeşlerinize karşı mukaddesat düşmanlarıyla beraber hareket etmeseniz bari..Etmeseniz
de içim yanmasa bari, içi yanan milletle beraber..
Allah aşkına söyleyin;
Erbakan Hoca’yı alaşağı eden Kemalistlerle,
Ulusalcılarla can-ciğer kuzu sarması olmayı, onlarla beraber AK Parti’ye
vurmayı nasıl yakıştırıyorsunuz kendinize?!.
Erbakan Hoca’nın üstüne titrediği
İmam-Hatipleri ihya eden AK Parti’nin karşısında, İmam-Hatip düşmanlarıyla aynı
karede yer alıyorsunuz..
Başörtüsünü özgürleştiren AK Parti’nin
karşısında,
başörtüsü yasağı günlerinin hasretiyle
yanıp tutuşan çevrelerle aynı karede yer alıyorsunuz.. Onlarla aynı çatı
altında resmen birleşmeseniz de onların mukaddesat düşmanlığını söz konusu
etmeyip var gücünüzle AK Parti’ye yükleniyorsunuz;
tam da sizin savunduğunuz değerleri
savunmasından ötürü hedef tahtasına oturtulan AK Parti’ye!.
Sizin savunduğunuz değerler..
Ve sizin artık savunmadığınız değerler..
Merhum Erbakan Hocamız,
“Ne mutlu Türküm diyene”
sloganını yerin dibine batırdığı meşhur
Bingöl konuşmasıyla
“Kürt Açılımı”
nın işaret fişeğini çakmıştı..
Barış için,
şiddet sorununa çözüm için PKK lideri
Abdullah Öcalan’la mektup vasıtasıyla diyalog kurmaktan da geri durmamıştı
Erbakan Hoca..
Kürt meselesi sözkonusu olduğunda
ulusalcılarla ağız birliği eden,
barış/çözüm sürecine cephe alan,
Abdullah Öcalan’la diyalogu vatana ihanet
gibi gören/gösteren Saadet Partisi’nin hâlâ Erbakancı olduğuna emin misiniz?!.
Kimlerle ve nelere karşı ağız birliği
ettiğinizin farkında mısınız?!.
Kemalistlerle,
Ulusalcılarla ittifak kurulabilir..
Sosyalistlerle,
komünistlerle,
anarşistlerle ittifak kurulabilir..
Gezici meşrepli gruplarla ittifak
kurulabilir.. Hatta Beşşar Esed’le bile ittifak kurulabilir..
Yeri gelir,
hepsiyle birden de ittifak kurulur..
Ama bu ülkenin,
bu halkın,
İslam dünyasının,
Ümmet-i Muhammed’in,
insanlığın maslahatı için ittifak kurulur..
***
Saadet Partisi yöneticileri Ulusal Kanal
veya Halk TV’de ilgili çevrelerle karşılıklı dostluk ve anlayış havası içinde
ve bir kerecik olsun
“AKP’ye yönelttiğiniz bazı eleştirileri
üstümüze alındığımızı ve Muhammed Mursi yahut İmam-Hatip gibi mevzularda Sayın
Erdoğan ve Sayın Davutoğlu ile beraber olduğumuzu belirtmek isteriz”
gibi bir şerh düşme erdemini göstermeden AK
Parti’yi çekiştirmekle veya Yeni BBP ile seçim ittifakı kurmakla böyle bir
maslahata mı hizmet ediyorlar?
Asla!.
Bilakis,
mefsedete hizmet ediyorlar..
Türkiye’nin,
Ümmet-i Muhammed’in zarar görmesine hizmet
ediyorlar..
Hizmetleri boşa çıkacak inşaallah,
ama ellerinden gelse iktidardaki AK
Parti’nin yerine bir zamanlar
‘Amerikancı AKP’ye karşı ‘milli cephe’
kurmak niyetiyle göz kırptıkları CHP’yi
koymakta bir an bile tereddüt etmezlerdi..
Öyle bir intiba uyandırıyorlar en azından..
Bu intiba sizi hiç mi rahatsız etmiyor,
Saadet Partili kardeşlerim?
***
Saadet Partisi bugün iktidar namzeti değil,
seçim barajını aşmaya bile namzet değil,
hatırı sayılır bir oy oranına ulaşacağına
dair hiçbir emare de yok;
yine de bizim için büyük bir kıymet ifade
edebilirdi,
hem de güçlü olmasına ve gücüne güç
katmasına hayati önem atfettiğimiz AK Parti’nin potansiyelinden bir parça
koparmasını mazur görmemizi gerektirecek kadar büyük bir kıymet ifade
edebilirdi;
eğer doğru dürüst bir İslamcı muhalefet
sergileseydi..
Saadet Partisi’nin,
zaten İslamcı da değil..
İranlılar ve İrancılar hariç dünyanın bütün
İslamcıları Suriye’de devrimcileri desteklerken bebek katili Esed’le el ele
tutuşup saadet manzarası sergileyen Mustafa Kamalak’ın partisinden
bahsediyoruz!.
Türkiye’deki
‘Siyasal İslam Sorunu’nu ABD ve İsrail
adına çözmek için
“Selam-Tevhid Örgütü / Kudüs Ordusu Örgütü”
komplosuyla İslami hareketlerin bütün temsilcilerini
‘tedavülden kaldırmaya’
yeltendiği halde tüm yeraltı
yapılanmalarının ‘tescilli’
avukatlarını milletvekilliğine aday
gösteren Saadet Partisi’nden bahsediyoruz!.
Bu parti İslamcılığın şu veya bu şekilde
temsilcisi olamaz,
olsa olsa muarızı olur..
“Bizim İslamcılık iddiamız yok,
Milli Görüşçülük iddiamız var” diyecek
olursanız, 28 Şubat dönemine damgasını vuran meşhur “Batı Çalışma Grubu”nun
tetikçileriyle muhabbet resimleri çektiren büyüklerinizin
“milli”
liğini bana izah edin lütfen..
Görüşünüz gerçekten milli ise,
bu ülkenin kalkınması yolunda AK Parti
iktidarının attığı her adımı
(mesela dünyanın en büyük havaalanı
projesini) Batılı emperyalistler adına boşa çıkarmaya çalışan çevreleri AK
Parti’ye tercih etmeyin..
Görüşünüz gerçekten milli ise,
Türkiye’yi İMF’nin pençesinden kurtaran AK
Parti’ye yönelik uluslararası kapitalist intikam komploların paraleline
düşmekten imtina edin.. Görüşünüz gerçekten milli ise,
New York Times yahut Jerusalem Post veya
Bild gazetesinin hedef tahtasına koyduğu AK Parti’ye onlardan daha büyük bir
hararetle vurma tavrınızı terk edin..
Görüşünüz gerçekten milli ise,
imam hatipler konusunda,
başörtüsü özgürlüğü konusunda,
Mursi’yle dayanışma konusunda,
yerli silah sanayii konusunda,
Doğan Grubu’na tavır konusunda,
üçüncü havaalanı konusunda vs, vs, vs
“İktidarla beraberiz”
deme ahlâkını gösterin..
***
Hiç değilse o konularda vurmayın,
vurdurmayın AK Parti’ye..
Hiç değilse o konulardaki tavırlarının
hatırı için, muarızlarımızın AK Parti’ye saldırılarına AK Parti ile beraber
göğüs gerin veya en azından muarızlarımızla beraber vurmayın AK Parti’ye..
Beğenmediği ve ağır eleştiriler yönelttiği İttihad ve Terakki’ye Cihan Harbi
süresince destek veren ve iktidardan düşüp de herkes bu partinin arkasından
serbestçe sövüp sayarken sessiz kalan Said Nursi’ye
‘Sen onlara şiddetle muhalif değil miydin?
Şimdi herkes konuşurken niye sessiz kalıyorsun?’
diye sorulmuş,
o da şu nefis cevabı vermişti:
“Düşmanların onlara şiddet-i hücumundan..
Düşmanın hedef-i hücumu,
onların hasenesi olan azim ve sebattır ve
İslâmiyet düşmanına vasıta-i tesmim olmaktan feragatıdır. Bence yol ikidir:
mizanın iki kefesi gibi..
Birinin hiffeti,
ötekinin sıkletine geçer..
Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e,
Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam.. Nazarımda vuran da sefildir.”
Bediüzzaman’ın İttihat ve Terakki konusunda
sergilediği tavrın asaletinden,
Saadet Partisi’nin AK Parti karşısındaki
duruşuna da bir pay düşseydi keşke..
“Açık konuşuyorum”
demiştim..
Apaçık konuşuyorum,
Saadet Partili kardeşlerim:
Artık Saadet Partili olmamalısınız!.
2002’de,
2003’te Saadet Partili olmanın bir asaleti
vardı, ama artık yok..
Hiç yok..
Geçmişte kalan bazı doğruların cılız
izdüşümü hatırına esasa ilişkin devasa yanlışlarını görmezden gelerek Saadet
Partisi’nde ısrar etmeyi kendinize bile izah edemezsiniz;
üzerinde birazcık düşünme zahmetine
girseniz görürsünüz bunu..
Geçmişte kalan bazı yanlışlarına istinaden
ve bugün temsil ettiği -sizin adınıza da temsil ettiği- doğruları görmezden
gelerek AK Parti’ye düşman nazarıyla bakmayı da,
üzerinde birazcık kafa yorsanız,
kendinize bile izah edemezsiniz..
***
Hâlâ NATO üyesiyiz,
hâlâ İsrail’le irtibatımız var,
uluslararası toplumda Siyonist-emperyalist
güçlerle yollarımız hâlâ kesişiyor ve onlara hâlâ tavizler veriyoruz,
ama Yeni Türkiye olarak bütün bunları aşma
irademizi ortaya koyduğumuzu ve eski Türkiye kadar yüz kızartıcı bir durumda
olmadığımızı, bilakis yüz ağartıcı bir durumda olduğumuzu ve AK Parti
güçlendikçe bu süreçte ilerleme kaydettiğimizi,
gücü ve özgüveni artan AK Parti’nin
Türkiye’ye de aynı oranda güç kattığını ve özgüven aşıladığını,
üzerinde biraz düşünseniz siz de takdir
edersiniz.. İçten içe zaten takdir ediyorsunuzdur,
eminim..
“Ama İsrail’e şöyle şöyle tavizler
verdiler” diyerek AK Parti’nin Siyonist yandaşlığından dem vururken bunun ne
kadar büyük bir haksızlık olduğunu,
başbakanken Türkiye-İsrail Savunma İşbirliği
Anlaşmaları’na tedrici metod gereği göz yumma lüzumunu hisseden Erbakan Hoca’yı
Siyonistlikle suçlamakla aynı manaya geldiğini siz de gayet iyi biliyorsunuz,
eminim..
Korkunç bir ikilemden muzdaripsiniz,
eminim..
Kırın artık zincirinizi!.
Kurtulun bu ikilemden!.
Saadet Partisi’nin sizi makul bir yere
sürüklemediğini,
sizi kendi aklınızla ve vicdanınızla
didiştirmekten başka bir şey yapmadığını RESMEN kabul edip bütün itiraz ve
muhalefet haklarınızı mahfuz tutarak AK Parti’ye gelin..
Oyunuzu AK Parti’ye verin..
AK Parti’nin hanesine yazılabilecekken
Saadet Partisi’nin hanesine yazılan oylar,
Saadet Partisi’ne hiçbir şey kazandırmaz;
ama,
sadece yüzde 1 bile olsa,
AK Parti’ye ve dolayısıyla Yeni Türkiye’ye
çok şey kazandırabilir..
Yeni Türkiye,
Saadet Partisi tabanını da özgürleştiren ve
kadîm Milli Görüş’ün de idealleri istikametinde yol alan bir Türkiye’dir..
Gelin beraber yürüyelim..
Hayırlı cumalar diliyorum..05 HAZİRAN 2015
CUMA


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder