***
‘The Secret’ çılgınlığı yüzünden evlilik ilişkileri bozulan, eşinden şüphelenen örnekler az değil günümüzde..Böyle insanlar bir müddet sonra maddesel gerçeklikten kopuyorlar.. Sanal bir gerçekliğe inanmanın ve realite sınırlarını test edememenin akıl hastalığı olduğunu bildiğimize göre ‘The Secret’in Amerika’da ve dünyada ruh sağlığı sorunlarının artışına bir sebep daha eklendiğini söyleyebiliriz..Eskiden değil daha bundan 10-15 sene önce küçücük şeylerden mutlu olmasını bilen insanların bugün maddi olarak on yıl önceden hayal dahi edemeyeceği boyutlara vardığı halde çok mutsuz olduklarını ne ile izah edeceksiniz.. Kapitalizmin sakat doğan bir çocuğu Komünizmdi, bir diğeri de ‘The secret’ felsefesidir.. “Başarı, zengin olma ve mutluluğun sırrını bende keşfedebilecek miyim?” diyenlere “ne kadar ekmek o kadar köfte” dedirtmeyen “inanılmayacak kadar hoş ve güzel” bir dünya sunanlara dikkat etmeliyiz..Gelecek nesillerimiz için dikkat etmeliyiz..‘The Secret’ inanışının hayatınızı gözden geçirip geçmişteki zorluklara, kırgınlıklara, öfkeye, kine, pişmanlığa, suçlamalara, odaklandığınızda, yaptığınız şey, daha zor şartları hayatınıza çağırmaktan başka bir şey olmadığını anlatması güzel ve olumlu yönüdür..‘The Secret’ doktrinine göre insanoğlu canlı bir mıknatıstır, bilinçli bir şekilde isteklerinize odaklanarak güzel duyulara ışınlar yaymaya başladığınızda çekim yasası mutlaka cevap verir. Kulağa hoş gelen bu yaklaşım için yapmanız gereken tek şey, mutluluğu, sevgiyi, huzuru, sağlığı, uyumu, bereketi üzerinize çekmektir..Düşündüğümüz değil inandığımız şeylere dikkat etmeliyiz. İnandığımız şeyler algılamalarımızı etkiler, olaylar arasında anlam bağları kurdurtur. Yanlış inanışlarımızı gerçekleştirecek pozisyon almamızı sağlar..‘The Secret’ doktrini gibi popüler kültürün tüketim araçlarına değil bilgelik taşıyan bilgiye inanırsak gerçek mutluluğu buluruz. Kolay çözümler genellikle kumar gibi aldatıcıdır..“Çekim yasasına göre benzer benzeri çeker, Çekim yasasına göre ürettiğimiz düşünceler bizim malımızdır, onların gerçekleşeceğini bilmeliyiz, Çekim yasasına göre ürettiğimiz düşüncelerden sorumluyuz.” İşte tehlike burada başladı. Takıntı hastalığı dediğimiz düşünce bozukluğu olan kişiler akıllarına her gelen düşünceden kendilerini sorumlu hissettikleri için 36 saat banyoda, 8 saat tuvalette bir düşünceye takılıp kaldıkları için çıkamıyorlar. Bir takım bozuklukları olan kişileri ‘The Secret’ akımı daha çok hasta etmektedir..İnsan beyini düşünce ve duygulara aracılık ve kaynaklık yapan bir organımız..Galiba biz sorgulamayı unuttuk..Kendimizi, hayatımızı ve özellikle de ‘The Secret’ doktrinini sorgulamalıyız.. 09 NİSAN 2012 PAZARTESİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder