8.03.2012

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MÜ!..



 
İstanbul Türkçesi, İstanbul Beyefendisi ve İstanbul Hanımefendisi gibi ifadeleri artık duymasak da, görmeyip anmasak da, hatırlamasak da hala en fazla özlediğimiz, hasretini duyduğumuz ve imrendiğimiz unsurlar olarak ruh coğrafyamızın bir yerlerinde kanatıp duruyorlar düşünce dünyamızı..Zaman geçmiş, insanlar geçmiş, devirler geçmiş..Hatta Beylerbeyi Vapuru bile..Beylerbeyi Vapurunun gidişi ve bir daha dönmeyişi bir dönemin kapanışı bakımından hüzünlüdür, acıdır, büyük bir yoksulluktur bu dönem insanı için. Peki, bu Beylerbeyi Vapuru neden kaçmıştır gönül limanlarımızdan. Bu vapur nezaket, nezahet, letafet ve zarafeti bir yaşama biçimi haline getirmiş o abide insanları alıp hangi rıhtıma demirlemiştir acaba? İstanbul Beylerbeyi semtinin halkıyla bir başka İstanbul’dur, zira buranın insanı “adab-ı muaşeret” lisanını en tatlı haliyle hayatına katıp, kadınıyla, erkeğiyle medeniyet ve irfanın en yalın ve saf halini iliklerine kadar nezaketle yoğurup yaşayan ve yaşarken etrafına da aksettiren bir anlayışla hareket eden seçkin bir kesimden oluşur. Ancak en büyük mesele Beylerbeyi teşrifatında, zira kadınıyla erkeğiyle o kadar nazik ve kibarlar ki vapura binerlerken herkes birbirlerine “buyurunuz efendim, önden buyurunuz canım efendim diye kenara çekiliyor, lakin karşısındaki “ olmaz efendim bendeniz zatıâlinizin önünden nasıl geçerim, rica ederim siz önden buyurunuz” diye karşılık verirken zaman geçiyor..Bu tatlı anekdot artık böyle nostaljik hatıralarda kalsa da gönül arzuluyor işte.

                                                                       ***

Erkekli kadınlı gittikçe kabalaşan, kabalaştıkça cinsiyetinden uzaklaşan bir görüntü içinde hepimiz çok iticiyiz! Çirkiniz, güzel elbiselerin içinde bile çok bayağı duruyoruz her birimiz. Meğerse insanı güzel, çekici kılan, sevimli kılan nazik davranışları, kibar konuşmaları, tatlı diliymiş!.Artık hiçbir yerde kimse kimseye nazik davranmıyor, kimsenin “adab-ı muaşeret” kurallarına riayet ettiği falan da yok. Kabalık tornasından çıkmış gibi hepimiz birbirimizle yarışıyoruz sanki. Evde öyleyiz, yolda öyleyiz, iş yerinde, minibüste her yerde öyleyiz..Halbuki bizim dinimiz de bir nezaket ve letafet dinidir!.Müslüman nezaketli, nezahetli, letafetli ve merhametli olur. Peygamber efendimiz bir hadisinde “ İnsanları daha ziyade cennete götürecek ameller; Allah’a sevgi ve saygı bir de davranış güzelliğidir” der. Edepli olmak de bir nezaket icabıdır. Her yerde ve her mekânda; ticarette, sanatta, sosyal hayatta ve hatta rekabette nezaket yoksa bilin ki orada kin vardır, öfke vardır, cehalet vardır, saygısızlık vardır, kabalık vardır, düşüncesizlik ve edepsizlik vardır! Bugün Dünya Kadınlar Günü!..Bugün bazı istatistikî veriden hareketle, Türkiye’de kadına şiddetin Dünya ülkelerine göre çok daha gerilerde olduğunu fakat az da olsa yaşanan şiddetin önlenmesi için bize uygun akıllı stratejiler geliştirmek gerektiğine inanıyorum ben..2010’da AFP'nin elde ettiği, "Anna" adlı Rus sivil toplum kuruluşunun raporunda, aile içi şiddet yüzünden yılda 14 bin kadının öldüğü, yine yılda 650 binden fazla kadının da aile içi şiddete maruz kaldığı bildirilmiş. Peki Türkiye’de durum ne? Düşünebiliyor musunuz? Rusya’da yılda 14 bin kadın cinayeti işlenmiş. Peki Türkiye’de durum ne? Hemen aktaralım : Rusyadaki gibi yıllardır değişmeyen şekilde kadın cinayetleri yaşanmıyor bizde. Hızla kötüye gidiş var. “Türkiye’de kadına yönelik şiddet olayları son yıllarda artış gösterdi deniliyor. 2002 yılı kayıtlarına 66 olarak geçen kadın cinayet sayısı, 2007 yılında 1011’e çıkmış bizde de.” 66 olan cinayet sayısı on yılda artarak, birden bire 1000’e çıkıyor..Peki neden? Gayet açık, yıllar içinde artan batıcılık tutkusu, değerlerimizden kopuş, batı tipi bireyselleşmenin yaygınlaşması ve kendi toplumsal özelliklerimizi hiçe sayarak bütün kanun ve mevzuatımızı, Avrupa Birliği uyum sürecine uydurmak için olanca gücümüzle gayret göstermek!..Çünkü kartal’ın örneği deve kuşu olursa yüksekten uçma yeteneğini kaybeder, zamanla kuşa değil daha çok deveye benzer!.Bize yükseklerde uçmak yaraşır. Çünkü biz kartalız..Bütün milletvekillerimize ve toplumun kanaat önderlerine sesleniyorum; Ne olur çok hassas davranarak “şiddet problemini” kendi lisanımıza göre çözelim, olmaz mı? Bırakın elin gavurunun yol ve yöntemlerini, biz kendimize bakalım ve senede bir tek gün değil kadını her an koruyalım ve onların hakkını kendilerine teslim edelim.. 08 MART 2012 ÇARŞAMBA

Hiç yorum yok:

Blog Arşivi

Etiketler