28.02.2012

28 ŞUBATTA BAŞKAN FİLMİNİ SEYRETMEK!..


Hatırlayacaksınız “Le President” (Başkan, 1961) filmi vardı..Rahmetli Erbakan, bu filmin 1961’de Adnan Menderes’in asıldığı yıl, Türkiye’de gösterime girmediğini, darbecilerin bu filmin gösterimini yasakladığını anlatmış anılarında..Rahmetli Erbakan, Yahudilerin ve Masonların dünya çapında “Le President” filminin gösterimini engellemek için çalışmalar yaptığını ve 1956-1963 arasında, Türkiye’nin ilk yerli motorunu, Gümüş Motor'u üretme çalışmaları sırasında yurt dışında, büyük ihtimalle Almanya’da ilk kez bu Başkan filmini seyretmiş olabileceğini de anlatmış anılarında..Belki de bilinmeyen yönlerinden en önemlisi Erbakan'ın filme, sanata, sinemaya ve televizyona çok önem vermesiydi..Sinemanın etkili bir sanat olduğunu, mesajın kitlelere ulaştırılmasında sinemaya ve televizyona önem vermek gerektiğinden sık sık söz edermiş..Hatta küçük bütçelerle de bu işlerin yapılabileceğini, sinemayla ilgilenenlerin samimi, ciddi ve disiplinli çaba göstermeleri gerektiğini ve bunun cihad olduğundan da söz etmiş..Tarihi film çekmenin büyük bütçe gerektirdiğini, ama güncel siyasi olaylardan hareket ederek yazılacak senaryolarla siyasal sinemanın küçük bütçelerle çekilebileceğini hep düşünmüş..Rahmetli Erbakan dünya sinemasından, ülke sinemalarından, akımlardan ve yönetmenlerden; filmlerin isimlerini vererek örnek gösterecek kadar bu konu ile ilgiliymiş..Emperyalist güçlerin, siyasal sinemanın dünyada gelişmesini engellediğini; devletler oyununu, işbirlikçiliği ve sömürü düzenlerini deşifre etmek için siyasal sinemaya büyük yük düştüğünü düşünüyor ve bu konuda projelerin önünü açmak ve teşvik etmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu..Her fırsatta; “Ülkemizde siyasal sinemanın gelişmesi gerekir.” diyordu..

                                                                         ***

Ben rahmetli Erbakan'ın en çok izlediği Le Prezident (Başkan) filminin konusunu sizlerle paylaşmak istiyorum ..Bir başbakan, firaset ve faziletiyle, bozuk düzeni, bürokrasinin, siyasetin, iş dünyasının ve medyanın nasıl yozlaştıklarını görüyor. Devlet kurumlarının nasıl kişisel çıkar için kullanıldığını, bunların başındaki bürokratların çıkarları için ne kadar büyük yanlışlar yapabildiğine tanık oluyor. Meclis’teki solcu ve sağcı milletvekillerinin küçük menfaatler karşılığında nasıl birer kukla haline getirildiklerini fark ediyor. Başbakanı olduğu iktidarlar partisi yöneticilerinin ve bakanların hangi kirli ve gizli işlere bulaştıklarını görüyor. Muhalefet partisinin niçin ve ne şekilde sömürü sermayeye uşaklaştıklarını seziyor. Bütün bunlara karşı tek başına siyasi bir mücadeleye girişen Başkan, başbakanlığa hazırlanan, masonların desteklediği ve Yahudi bir muhalif milletvekili olan Şalomon’la mücadele ediyor. Başkan, yakın çevresindekilerin, dava arkadaşlarının, partideki hizmet kadrosu olarak gördüğü kişilerin, omuz omuza mücadele ettiğine inandığı dostlarının dahi, hıyanet merkezleriyle ilişkilerine ve muhalefet partileriyle gizli işbirliğine şahit oluyor ve onların destek kılıflı kösteklerinden kurtulmaya çalışıyor. Dolayısıyla hem marazlı muhalefetle, hem de kendi iki yüzlü maiyetiyle uğraşıp herkesi kendi ayarında idare etmek, böylece olumlu ve onurlu hedeflerine, tek başına ve stratejik manevralarla yürümek zorunda kalıyor. Erbakan Hoca, 2007’nin Şubat ayında, yani 28 Şubat askeri müdahalesinin arafesinde, Refah Partisi’nin Genel İdare Kurulu üyelerini, bakan ve milletvekillerini, teşkilat yetkililerini konutuna davet ediyor. Misafirlerine, 27 Mayıs cuntasının Türkiye’de gösterimini yasakladığı, Fransız Ermeni yönetmen Henri Verneuil’in “Le President” (Başkan, 1961) isimli siyah-beyaz filmini izletiyor..Peki Erbakan bu filmi, 28 şubattan bir gün önce neden seyrettirdi? Çünkü başkan filminde anlatılanlar, 28 Şubat’taki şartları, çevresindeki insanları ve kendisinin verdiği mücadeleyi anlaşılır kıldığı için seyrettirmiştir..Rahmetli Erbakan Hoca da hem marazlı muhalefetle, hem de kendi iki yüzlü maiyetiyle uğraşıp herkesi kendi ayarında idare etmek, böylece olumlu ve onurlu hedeflerine, tek başına ve stratejik manevralarla yürümek zorunda kalmıştı..Yürüdüğü bu yolda da onuruyla yürüdü.. Muhtemelen 28 şubat kararlarının altına imzasını da atmadı ya da en azından sekiz gün sonra atmak zorunda kaldı..Erbakan Hak'kın rahmetine kavuştu ve milletin gönlünde taht kurdu ama “bin yıl sürecek” dedikleri o sürecin hali malumunuz.. 28 ŞUBAT 2012 SALI

Hiç yorum yok:

Blog Arşivi

Etiketler