daha dün denecek kadar kısa bir süre önce savcılık
mesleğinden ihraç edilmiş,
sıradan bir vatandaş verdiği röportajda
açık açık bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nı, Başbakanı’nı tehdit etti..
Bu ne cür’et?!.
Bu ne şaşırmışlık böyle?!..
Ne diyor bu bu şahıs?
anayasayı
ihlalden mahkûm olmuştu..
Bunların
yaptığı onun yaptıklarını fersah fersah aştı..
Bizimle
ilgili kararı veren hâkimler de,
bu
karar için baskı yapan iktidarla birlikte anayasayı ilga suçundan yargılanacak”
TCK’nin
309. maddesinde
‘Anayasanın
ihlali’ suçu var..
Cezası
ağırlaştırılmış müebbettir."
***
Şimdi şu ruh haline bir bakalım:
Menderes'in idamını haklı görüyor..
İdam edilmesinin doğru bir şey olduğunu
soyluyor..
“İdam kalkmasa bunların da idam edilmesi
gerekiyor ama kesinlikle müebbetle yargılanmaları gerekir..” Diye de üstüne
basa basa tekrarlıyor..
Zehirli yapının kahramanlar listesinde olan
bu zat Ocak ayında verdiği röportajda bakın neler söylemişti:
Cevap:
Bizim dosyamızda Bilal Erdoğan'la ilgili
bariz bir şey yoktu..
Biz polis fezlekelerine de yazmamıştık..
Meclis'e gönderdiğimiz bilgi notuna da
eklemedik,
ama bence işin içindeydi Erdoğan...'
***
3. Sınıf kabile devletlerinde
rastlayacağınız cinsten bir hukuk anlayışının ülkede nelere mal olacağının
apaçık kanıtı olan bu sözleri söyleyen birine hukuk adamı diyebilir misiniz,
Allah aşkına?!.
Kendi dünyasında oluşturduğu veya
birilerinin çizdiği istikamet üzerinden Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini
dinamitleyebiliyor..
Doğrudan ismi geçmeyecek,
tapelerde bilgi olmasaydı da iddianamede
ismi geçecekti..
Kimin?!.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın!.
Düşünün ülkenin yargısını ne hale
getirmişler.. Delil olmadan hissederek dava dosyası oluşturup iddianame yazıyor
paşam!.
Böyle bir cür’eti nasıl kendinde buluyor
bilinmez ama açık açık darbe yapacaktık ama elimize,
yüzümüze bulaştırdık diyor..
Bahçeli,
Kılıçdaroğlu ve Demirtaş
“İktidara gelirsek bu savcıları göreve geri
getireceğiz”
diye meydanlarda haykırıyorlar..
Atın atın!..Kahkahalar atabilirsiniz!..
Bunlar ülkeyi idareye talip olanlar!..
Nasıl bir birlikteliğin olduğunu ne biçim
tezgâhların kurulduğunu görmek açısından ibretlik..
Tüm bunlar yaşanırken hala bu ülkede
despotizm,
diktatörlük gibi kelimeler kullanılıyor..
Nasıl diktatörlük bu?!.
***
Terör örgütlerinin basın yayın organları
her gün gazetelerini çıkartıyor,
Katolik laiklerin gazetesinde her gün en
ağır ve aşağılık hakaretler birbirini ardına yapılırken, prostatlı
karikatüristler her türlü zeka düşkünü karikatürleri çizerken,
sıradan bir vatandaş açık açık bu ülkenin
devlet başkanını ve Başbakanını idamla tehdit ederken diktatörlükten
bahsedeceksin ha?!.
Örnek olması açısından bahsediyorum:
Diktatörlük malikanede oturup her şeyini kutsal kabul ettiren bir şahıs
olabilir mesela.. Diktatörlük Kandil'de kendine bir harem kurup binlerce insanı
kandırıp sonra üfürükten bir bahaneyle infaz ettirmektir..
Diktatörlük Ali Şükrü'yü öldürtüp sonra da
Topal Osman’ın infazını da gerçekleştirmektir.. Diktatörlük en yakın
arkadaşının ölümünden sonra kendi adına para bastırmak ve herkesi fişlemektir..
Diktatörlük son 12 yılda seçim kaybedip
ölene kadar daimi genel başkan olmak,
aday olanların da kafasında soda şişesi
patlatmak,
7'den 77'ye herkese el öptürmektir..
Diktatörlük tıpış tıpış oy vereceksiniz
diyerek parti mensuplarını koyun yerine koymaktır..
***
Görülmüştür ki,
7 Haziran Türk siyasi tarihinin en önemli
secimi..
Bu secim bir parti yarışından çok öteye
gitmiştir..
Bu seçim Kudüs’ün,
Gazze'nin,
Suriye'nin,
Balkanların,
Kara Kıta’nın,
Türkistan’ın yani mazlum milletlerin de
kader seçimidir..
Allah bu mazlum milletlerin hamiliğini
yapan devleti ebed müddet korusun,
yüceltsin ve bu istikametten ayırmasın..
25 MAYIS 2015 PAZARTESİ


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder