Mısır'da askeri darbe mahkemesinin Mursi ve
arkadaşları hakkında verdiği idam kararına Türkiye haklı tepki gösterirken,
demokrasinin beşiği olarak kabul edilen
Batı’dan henüz bir tepkinin gelmemiş olmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sert bir
şekilde eleştirmesi boşuna değildir..
Müslüman toplumlar içinde,
demokrasi arayışlarında en fazla mesafe kat
etmiş ve bunun bedelini seçilmiş ilk başbakanını kurban vererek ağır bir
biçimde ödemiş olan; üstelik şu anda seçilmiş ilk cumhurbaşkanına karşı da
siyaset meydanına girdiği günden bu tarafa sayısız defa darbe ve müdahale
tertiplerinde bulunulmuş bir ülkenin demokrasi hassasiyetini göstermesi
anlaşılabilir bir durumdur..
***
Anlaşılmaz olan ise 'demokrasiyi icat
etmiş' olan Batı’nın tavrı ve ikiyüzlülüğüdür..
Bu durumu oryantalizmi içselleştirmiş,
Batıcıların açıklaması kolay ve basittir:
Doğu toplumları demokrasiye uzaktırlar
çünkü Batı’nın aydınlanma çağını yaşayıp,
onun geçirdiği dönüşümleri yaşamaktan
uzaktırlar..
"Bu iddiada bulunanların bazılarının
dolaylı olarak bazılarının ise utanmazca açık açık söylediği bir mesele
Müslüman toplumların demokrasiye geçemeyeceğiyle ilgilidir..
Onlara göre esas mesele şudur;
'İslam demokrasiye manidir'."
***
Demokrasinin
düşmanı kim?
Burada üzerinde durulması gereken birçok
mesele vardır:
Birincisi,
demokrasi bir yönetim şeklidir ve bunun
doğrudan doğruya dinle ilişkisi olduğunu ileri sürmek,
toplumların siyasal yapılarının din
tarafından belirlendiğini iddia etmek gibi tek faktörlü, sosyal bilimlerin
artık kabul etmediği,
mekanik açıklama modeline geri gitmek
anlamına gelecektir..
İkincisi,
demokratikleşme sürecini farklı şekillerde
yaşayan,
Batılı olmadığı gibi,
Hıristiyan dahi olmayan Hindistan gibi,
Japonya gibi ülkelerin varlığı dikkate alındığında,
Batı merkezli bakış açısının pratik olarak
da bir değerinin olmadığı kolayca görülebilir.. Üçüncüsü;
demokratikleşme sürecinin,
toplumsal değişme aşamasının çoğul yapılar
üretmeye başladığı,
toplumsal farklılaşmaların yaşandığı bir
ortamda ortaya çıktığı,
Batı toplumlarında olduğu gibi,
Batı dışı toplumlarda da,
toplumsal yapıların tarımsal-köylü
örgütlenme biçimlerinin kapalı yapılarından,
sanayiye ekonomik gelişmeye yöneldiği, farklılaşmış
açık toplumsal yapılara doğru evrilirken yaşandığı görülecektir..
***
"Demokratikleşme sürecinin denklemini
şöyle de kurabiliriz:
Bir toplumda sivil alanda yer alan sivil
toplumsal unsurlar,
sivil toplumsal aktör ve kurumlar
'devletle birlikte örgütlenmiş olanlardan',
devlet alanından daha güçlü iseler veya
devleti dengeleyecek bir konum kazandıklarında demokrasiye geçişin yolu açılmış
olur."
Askeri
cuntalar ve Batı
Türkiye'nin demokrasiye yönelmesi,
sivil alanda demokratikleşme sürecini
üretecek, taşıyacak gelişmeler yaşanmadan,
Sovyet yayılması karşısında batı sisteminin
Türkiye'ye duyduğu ihtiyacın önemi çerçevesinde ortaya çıktığı için,
zayıf bir demokratikleşme dinamiğine
dayanmıştır..
Bu durumda demokratik güçler ya Batı’nın
desteğini alarak süreci devam ettireceklerdir ya da duruma razı olacaklardır..
Esas itibarıyla Batı sistemi Türkiye'nin
sivil unsurlarıyla değil,
devlet içindeki politik unsurlarla ittifak
yaptığı ve bu durumu NATO Karargâhı üzerinden yönettiği için sadece demokrasiye
karşı yapılan müdahalelere sesiz kalmamış bizzat karar vermiştir..
***
Dün rahmetli Menderes’i idama götüren
şartlar, bugün Mısır'ın ilk demokrasi tecrübesinde ortaya çıkmış görünüyor..
Dolayısıyla Batı’nın darbelerle-cuntalarla
askeri rejimlerle dansı eski bir hikâyedir.
"Batı hâlâ meseleye kendi merkezinden
bakıyor ve Batı dışı toplumların demokrasiye geçip geçmemesi değil,
kendi kontrollerinde olmasını birinci
mesele kabul ediyor..
Bu sebeple diktatör Sisi:
'Yaşasın ABD,
Mursi'ye ölüm'
derken kimsenin sesi çıkmıyor."..30
MAYIS 2015 CUMARTESİ


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder